17 02 2012

KIRLARDI ŞAVKINA VURULDUĞUMUZ

Kırlardı şavkına vurulduğumuz kırlardı bağrında uyandığımız
Şimdi kent tenhalığında sarhoş atlar gibiyiz. 
Kan tutmuş gerçeklerin iz sürücüsü gözlerdir 
Kırıldı su yoruldu toprak...
Şimdi hangi çınara sırtımı dayasam geride yalnızlığım kalıyor 
Kentlerin evvel zaman hikayeleridir dilimde dalgalanan. 
Göğün maviliğine takılıyor yine gözlerim
Karartılmış bedenlerin işkence sonrası hali canlanıyor ölü suretlerinde.
Kırlardıı şavkına vurulduğumuz kırlardı bağrında uyandığımız
Ve bir kadın kanatıyor rahmini gözlerimi kanatırcasına.
Sustu mahşeri kalabalıklar 
Tanrıların sofrasında şarap 
Toprağımda kan sunakları nehir nehir sınırlar aşarak 
Ve hoyratça akıyor hala.
Kırlardı şavkına vurulduğumuz kırlardı bağrında uyandığımız 
Sevgili vuruldu dalımdan bedenim.
Öykünüşlerden geçyor varıyorum tehcirime 
Bilinmezliğime...
Şahidimdir şu dağlar şahidimdir kırağı düşmüş toprak 
Sungular içinde aşkı doğuruyorsun avuçlarıma. 


                                                                             18 Ocak 2012     

16 12 2011

ONDOKUZ ARALIK

video

Bu şiir 19 aralık 2000 yılında hayatını kaybeden tutsaklara ve ölüm oruçlarında yitirdiklerimize adanmıştır. F tipi tecrit e karşı başlatılan ölüm oruçlarında yüzlerce insan hayatını kaybetti. Yine bu dönemde hayata dönüş adı altında cezaevlerine karşı başlatılan operasyonda 28 devrimci tutsak katledildi. Tecrit halen sürmektedir ve hasta tutsaklar tecrit koşullarında ölüme terk edilmektedir.

18 10 2011

İBRAHİM'E


Acının gözyaşına dönüştüğü anlar
Analar ağıt yakarlar.
Kızılca kıyamet ortasında sevdamız büyük bir hikmet
Göçerlerin ayak izlerinde başlar yolculuklar.
İzdüşümüne çöker günün gölgesi
Yüreğine düşer
Ser verip düşenlerin bilmecesi.

Denizin kokusu üzerine çökmüştür
Çorumdan yükselen kızıl gülüş benliğine düşmüştür.
Yükselir sıra dağlar ardımız sıra,
Nurhak'ın doruklarından Toros'lara uzanarak.

Giderler zamanı durdurup,
Kaldır başını bak mavi gökyüzüne.
Ufuk keşfedilmeyi bekler senin gözlerinle
Umut yaşanmayı bekler senin bilincinle.
Acının gözyaşına dönüştüğü anlar,
Analar lori söyler oldular.
Bedenini torbada yolladılar
Yarenlerin birer birer kayboldular,
Kalanlarsa kavgadan oldular.
Durdular...
Adına şiirler şiarına destanlar adadılar.
Kızıl Dere'yi kızıla boyadılar
Emekçiden hesap sordular.
Acının göz yaşına dönüştüğü anlar
Gözyaşlarımızı da kuruttular.


 30 Nisan 2009 -- KAR BEYAZI DÜŞLER

19 07 2011

İÇİMDEKİ YOL HALİ

Geçtiğim yollar
Yazgısından usanmış bir mahkum görüntüsüne bürünüyor
Hiç bitmeyen bir yolculuk halinde ilerliyorum
İçimdeki ben, benden yabancı.
Çatlamış toprağın silueti beliriyor tenimde.
Buruşan tenim esmer ve cılız
Aksi, huysuz bakışlarla yıkıyorum duvarları,
Onlar hiç örülmemişti zaten
Kimi kandırıyorum ki ben…
İçimde ki hal ahvalini unutalı çok oldu
Geriye sarmak istiyorum zamanı
Saman tadı veriyor anılar.
Çağıldayan ve uluyan yol hallerini sırtıma alıyorum, alışmışım.
Yolsuzlukların dolaştığı bu kente
Ben çoktan yabancılaşmışım.
Hikayem yok.
Sildim kitaplardan öğrendiklerimi
Ben kendimi sol şerit üzerinde beyaz çizgili bir düzlüğe emanet ettim
Seyrimde iklimini yitirmiş, ırak ve aylak
Bencil duygular keşfediyorum.
Pusulam yok.
Çok zaman önce yitip gitti o, beni terk etti.
Bulanıklaşan görüntülerin kekemeliği ve melüllüğü dilimde peltekleşiyor
Ömrüm duvarlardan içeri, içerlerden dışarı…
Maviliğin lügatsız bir o kadar tanımsız anlamsızlığına kayıyor.
Her sonu yeni bir başlangıca yamak olarak ekliyorum,
Küfürlerle doldurup ağzımı ağzına kadar, sabırla bekliyorum.
Geçtiğim yollar yolunmuş çayırlardan, sürülmüş topraklardan ibaretti bir zamanlar
Köylük alanlarda güzel gözlü iri göğüslü kadınlar dolaşırdı tekil, çekingen.
Sevişmelerin met cezir i onları da örseledi,
Şehirli ve şehvetli oyuncaklara evrildiler.
Vebalim yok tutunduğum kadınlardan,
Soğuk yataklar aldım kendi payıma onlardan
İçimdeki ateşi ektim avuçlarına.
Üfledim bir mum gibi,
Işığı söndü.
Katran karası izleri beynime üşüştü,
İçimdeki yol hali büyüdü.
Hayallerim beynime damlayan urdu
Ben yol aldıkça zaman durdu.
Ur büyüdükçe mekanlar küçüldü
Tekrara gerek yoktu…
İçimdeki yol hali geçtiğim yolların kenar süsüydü.

                                                            15 Mayıs 2010 -- Güney dergisi sayı : 55

AŞK SENİ BEKLEMEZ BU DURAKTA

Gün batımının kızıllığı okşarken içimi gizli gizli
Limandan kalktı bir gemi daha
Puslu ve suskun gecenin seyrine aktı düşlerim çocukça
Aşk yaşama demirli bir gemi sanki
Sanki vuracaklar beni gece güne dönmeden
Usulca öp dudaklarımı, usulca ört çıplaklığımı
Aşk seni beklemez bu durakta
Çok mevsimli bir ülke coğrafyasında çorak toprak kıvamında
Aşk yaşanmayı bekler nasırlı ellerinde
Güm, güm atan yüreğinle
Hasat mevsiminin tazeliği yüklü havada
Gördüklerin bir seraptır şimdi
Göz alabildiğince uzanan düzlüklerin ömrü bir yalan belki
Aşk seni beklemez bu durakta
Sevişmeler düşmez artık oltana, sonsuzluğun rıhtımına demirli bir gemidir
Yaşadım dediğin her şey
İzbe sokakların şarapçısıdır bakışların
Kör olur gözlerin akan yıldızı görmez olursun
Aşk seni beklemez bu durakta
Hasretin bulutlara binmiş
Umudun mavilikte yitmiş
Özlemin sarı başak taneleriymiş
Aşk seni beklemez bu durakta
Yüreğinse çırpınır hala sol yanında

                                            23 Mayıs 2009 -- KAR BEYAZI DÜŞLER

BEYAZ GÜVERCİN (Hrant Dink anısına)

Beyaz güvercin tutunup maviye kanat açtı özgürlüğe
Bir ölümün sanığıydı, adı Hranttı.
Zaman herşeyin tanığıydı
Vurulup düştüğünde, zaman diz çöktü önünde.
Hani göz yaşları içine akar ya bazen insanın ağlayamaz
İşte öyle aktı göz yaşları zamanın delhizine acı acı.
Gök karardı aniden…
Acısı yüreğimizi dağladı.
Beyaz güvercin tutundu maviye, mavi umuttu her yerde
Ve şaşkın bakışlar arasında
Seyreyledi celladını o, bir köşede sessizce.
Karanlık çökmedi hiç gözlerine mazlum duruşu çoğaldı içimizde
Sonra dillendi gerçekler sabırla, inatla ve inançla.
Beyaz güvercin tutundu maviye, mavi tek umuttu bu yer yüzünde
Kan tutmuştu gerçekleri celladına aldanırken Dink yüreği,
Dim dik bir çınar gibi boylu boyunca serilmişti yere
O, sıcacık bedeni.
Beyaz güvercin tutundu maviye, mavi umut, mavi özgürlüktü her yerde
Eller çoğaldı.
Serine yoldaş olanlar nehir olup aktılar ardından.
Eller çoğaldı.
Çanlar son kez çalındı ve zaman vicdanlarımızın tek tanığıydı
Beyaz güvercin tutundu maviye, mavi kavgaydı heryerde.

                                                17 Ocak 2010-- KAR BEYAZI DÜŞLER

YAYINLANMIŞ KİTAPLARI

Her insan kendi boşluğunda doğurduğu ünlemlerin izinde yol alır.Dolayısıyla kendimizden parçaların döküldüğü bu zaman diliminde, hepimizin kendimize, özümüze, içselliğimize dair parçalarla bütünleşebileceği kapılardan biriside şiirlerdir.Uzunca bir süredir yürütmekte olduğum şiir kitabı çalışmalarım sonuçlandı KAR BEYAZI DÜŞLER isimli ilk şiir kitabım KARDELEN yayınlarının desteği ve katkılarıyla sizlerle buluşuyor.

Yayın evi aracılığıyla ulaşmak için
Tel : 0212 238 37 96

10 07 2011

SANATÇILARIN ÖRGÜTLÜLÜĞÜ ÜZERİNE

Sanat toplumların gelişiminde önemi yadsınamayacak düzeyde olan kökleri binlerce yıl öncesinden günümüze ve günümüzden geleceğe yol alan büyük bir fabrikadır.

İçinde insanın diyalektik serüvenini barındıran bu fabrikada bireyin düşünsel derinliğinin kültürel şemalar eşliğinde türlü çeşitliklerde ve farklı yönleriyle dışa vurumunu görebilmekteyiz. İşte bu yönüylede sanat sosyolojik bir gerçekliğin tam ortasında oturmaktadır bireylerin sanat anlayışlarının arka planında toplumların gelişim ve dönüşüm süreçlerinide iç içe buluveririz karşımızda. Dünyanın hangi köşesine elimizi uzatsak orada mutlaka gözlerimize seyirlik yahut duygularımıza dokunan eserlerin kapı aralığında ufkumuzu emziren farklı dünyalar ışıldamaya başlar bizim ele almamız gereken temel sorunlardan biriside tamda burada başlar toplumların örgütleniş biçiminde sanatın ve sanatçının örgütlülüğü nasıl olmalıdır ? Demokrat ve devrimci her aydının her bireyin başucu sorunudur bu konu.
Dünya çok hızlı bir değişim sürecinden geçmektedir özellikle yirmibirinci yüzyılın içinde bulunduğumuz bu ilk çeyreği Kapitalizmin toplumsal değerleri dört koldan erozyona uğrattığı bireyin bireyselliği ile toplumsallığı arasında ki geçirgenliğin tamamen ortadan kaldırıldığı toplumun toplumsal duyarlılığının sıfıra yakın bir noktaya mümkünse sıfıra çekilmeye çalışıldığı ve insanların göreceli algı, haz ve yaşam biçimleriyle gerçeklikten özenle koparılıp yok edilmek istendiği bir dönemden geçmekteyiz yukarıda belirttiğimiz sorunun diyalektik zorunluluğu ve gerçekliğide işte burada su yüzüne çıkmaktadır. Dünya ölçeğinde kapitalizmin dayatmalarına karşı alınabilecek en erdemli tavır bu dayatma ve baskılara karşın halkın sanat anlayışını inşa edebilmenin kavgasını vermekten geçer günümüzde sanatçı kavramının içeriği olabildiğince boşaltılmakta özellikle sanatçının yaptığı sanat özelinde daha fazla subjektif ve daha az gerçeklikle yoğrulması ilk etapta sanatçıyı toplumsal gerçeklikten yalıtır noktaya getirirken makro ölçekte iste toplumun sanatsal reflekslerinden ayrıştırılması öngörülmektedir gerçek ise bunun tam tersidir…
Devrimci demokrat aydınların gerçeği ise özenli ve düzenli bir şekilde işlenen bu sanal anlayışı yıkmak ve onun çarklarını darmadağın etmek için daha fazla çaba harcamak toplumların diyalektik gerçeğine sıkı sıkıya sarılmaktan geçer yukarıda ilk başta verdiğimiz fabrika örneği işte bu yönüylede ele alınmalıdır.
Çünkü sanat sadece elit ve elitisleşmiş kesimlerin sözümona sanatçılığıyla ölçülemez sanat fabrikada ki işçinin makinada parçalanan parmaklarında gizlidir, sanat tarlada alınteri döken köylünün nasırlı avuçlarına işlenmiş acı, onur ve namusturda. Sanatçı ise bu onuru bu namusu nesilden nesile geleceğe taşıyan emekçidir ki onun görevi egemenlerin düzeninin herkesten sakladığı gözden kaçırdığı hasıraltı ettiği gerçekleri topluma anlatabilmek ama bu uğurda darağacına gitmeyi giyotine vurulmayı ve her türlü bas kıyıda göze alabilmesinde şekillenir.
Sanatçının örgütleniş biçimi toplumun kılcal damarlarında dolaşan kanın kızıllığıyla eşdeğerdedir bunun için ki sanatçı toplumla iç içe olabildiği ölçekte sanatçıdır ancak bunun oluşabilmesi için sanatçıların birliğide esas alınmalıdır kollektif çalışmaların temelinde gelişecek fikir fırtınaları sanatçının ufkunu yeryüzünün ezilenleriyle birlikte yeniden inşaa etme kavgasınada öncülük edecektir. Meseleyi somuta indirgeyerek ele almamız gerekirse bazı önermelerde bulunmanın yararlı olacağı kanısındayım sanatçıların örgütlülüğü demokratik merkeziyetçilik temelinde enternasyonel dayanışmanın fikir ve kültürel deviniminde gelişmelidir enternasyonel dayanışma önemlidir çünkü toplumların kültürel ilerleyişi binlerce yıl öncesinden günümüze kadim uygarlıkları sanatıyla yaşam biçimlerini ve gelişmişlik düzeylerine ışık tutarak modern insana taşıyan bir hafızayı içerisinde barındırır ve bunun toplumlar arasında ki geçirgenliğin bir sembolü olduğuda unutulmamalıdır.
Enternasyonel bir faliyetin ülkeler arasında ki sanatçılar ile düzenli ve disiplinli bir anlayış içerisinde sürekli güncellenmesi bu güncellik içerisinde sanat komiteleri eşliğinde her ülkeden temsilcilerin belirli dönemler eşliğinde önceden belirlenmiş ülkelerde yer almalarıda detay bir gerekliliktir. Sanatçıların örgütlülüğünde burjuva ölçekte popüler kültür olarak tanımlanan kültürün temsilcilerinden ziyade yeni ve gelişime aç yazar ve sanatçılar gün yüzüne çıkarılmalıdır ki sanatçıların örgütlülüğü ve nasıl bir örgütlülük sorusuna verilebilecek en tutarlı cevaplardan biriside HALKIN SANATÇISI HALKIN SAVAŞÇISIDIR yaklaşımıdır.
Özellikle geniş halk yığınlarına ulaşabilmek halkın sanat damarlarını kendiliğindencilik noktasında bilinçle ele alıp yoğurarak kültürel değişimi somuta çekebilmekten geçer bu anlamda sanatçının üzerine düşünmesi gereken bir sorunsalda sanat için mi sanat ? Yoksa toplum için mi sanat ? Sorgusu olmalıdır elbette ki kökleri toplumla kaynaşmış ve kalbi bu bilinçle çarpan her sanatçı esas olanın toplumcu sanat anlayışı olduğunu sezecektir. Kadim zamanlardan günümüze padişahlar krallar ve firavunların zevklerine hizmet edenlerin bugün esamesi okunmamaktadır. Bu bağlamda sanatsal örgütlenişte üzerinde önemle durulması gereken diğer bir konuda şiir ve şair eksenli bir yaklaşımın öne çekilmesidir genel hatlarıyla ele alacak olursak şiir dünyanın en eski sanat dallarındandır Mezapotamyada binlerce yıl önce hüküm sürmüş bir kralın eşine yazdığı şiiri günümüzde okuyunca aynı hisleri taşıyabiliyorsak yada Homeros destanında ki lrik şiirsellikte gözlerimiz yaşarabiliyorsa..! daha yakına varalım Pirsultanın dizelerinde onurlu bir direnişi parelellik kurgusuyla güncelde sezebiliyorsak ! Nazım Hikmetin dizelerinde Anadoluyu anaç bir kadın gibi düşleyebiliyorsak ve Ahmed Arifin satırlarında kürt kadının güzelliğinde bir ulusun doğum sancısı işlenebiliyorsa işte şiir bunun için önemlidir. Bu anlamda sanatçıların örgütlenişi aynı zamanda benimde çalışma alanım olan şiir ve şair bağıntısında ki bu terkedilmişliğin görmezden gelinişin kurtuluşunun habercisidir peki bu tür bir örgütlenişte şiir nasıl bir ışık serpiştirebilir diyalektik işleyişe…
Şiirsel yaklaşım mevcut sanatların da sözcülüğüne taliptir aslolan şudur ki şiir bir romanı içinde saklayabilir ve onun bir kadının rahminde ceninini taşırcasına hassas ve sevgiyle insanın ruhuna inebilmesine öncülük edebilir. Şiir toplumların gelişiminde
sözlü eserlere can veren yapı taşıdır ait olduğu zaman içinde farklı betimlemelerle tarihi gerçekliğin sözcülüğünüde içinde barındırır ve bu yüzden önemlidir. Bütün bunlarla birlikte şiir hazmı kolay ve her okunuşta tazeliğini koruyabilen bir sanat alanıdır tabi bu yaklaşımları çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkündür. Son tahlilde sanatın örgütleniş biçimi sanatçının da varlık yokluk sebebidir öyle ki sanat kendi içinde bir çok daldan meydana gelir bireylerin temsil edecekleri sanat olgusununda esasta küçük yaşlardan itibaren dışa vurumunun sağlanması gereklidir böylelikle sanatçı kavramıda nitel bir sıçrama yaşayacaktır. Elbette ki bu toplumsal eğitim düzleminde ele alınması gereken ayrı bir meseledir ancak günümüzde gelinmiş olunan nokta sanatçıların örgütleniş biçimleri ne kadar güçlü olursa ülke yönetimleri üzerinde ki etkide o derece sarsıcı ve sonuç verir bir hal kazanacağına işaret ediyor unutmamalıyız ki sanatçıların örgütleniş biçimi ve örgütlenişi toplumların gün yüzüne çıkmayan bastırılmış çığlığının habercisidir o çığlığın yankısında bir arada olabilmek umuduyla.
DİRENÇ KÖSE (şair-yazar)

15 Mayıs 2011

09 07 2011

BEN ŞARAP SEVERİM

Ben şarap severim kan kızılı bir şafakta yeniden
doğmak isterim,
Ben şarap severim kentin taş kaldırımlarında yağmurlu bir akşam
düşlerim,
Gece olunca soğuk sokaklarda loş ışıklar altında dolaşmak isterim.
Ben şarap severim denizin dalgaları yüzüme vurunca gizli, gizli
düşünürüm
Yan, yan yanlanmış sandallar, ardım sıra parlıyor yakamozlar,
Ben şarap severim ille de içmek isterim, tadı damağımda dağılmasın
isterim.
Yokuş yukarı, iniş aşağı çam ağaçları, yüksek dağ başları dolaş,
dolaş dur.
Vurun davullara vurun.
Gel gitleri oyun sanar çocuklar,
Ben şarap severim sevişirken ölmek isterim, tanrılara meydan okur
çeker giderim.
Yalnız akşamlarda sessizliği dinlerim. Köpek yavruları inler,
Yağmur yağınca toprak kendini temizler,
Ben şarap severim gözlerinin karasına gülüşümü katarım,
Kentin bittiği yerde, yerin gökle birleştiği, gözlerimizin kesiştiği
yerde.
Ben şarap severim anla işte güneşin doğuşunu da görmek isterim.



DİRENÇ KÖSE   ---  KAR BEYAZI DÜŞLER           

ÜTOPYA

Ütopya…
Ne bir başı nede bir sonu var herşey onunla başladı
Bedenlerimiz geçici birer yoldaştı ona bu yolculukta
Ayının vaz geçemediği bal kovanı gibiydi çokca zaman ütopya
Tekerleği icat eden aslında kendisidir, ateşi bulanda o
Binlerce yıl kullanıldı adı
Türlü benzetmelere konu türlü bilinmezliklere cevap oldu kendisi
Ey ütopya varlığımızın temel sebebi
Bizi engin denizlere bulutlu maviliğe süren neydi !
İsa dan önce de kadim zamanlardan geçmiştik
Ve ne zaman durdu ne de çağlar yerinde.
Ütopya sen şimdi bir şiir e konu oluyorsun
Beynimi kazan inatçı bir işçi gibisin terin serime damlıyor usulca bilesin.
Ey ütopya haydutlar dünyasında cebelleşiyoruz baş başa
Kozmik kara bir boşlukta
Atomlarımızdan hafif kütlemizden ağır ütopyalar uçuşuyor her yanda.
Şimşeklerin refakatinde
Anlık ve zamansız can buluyorsun bu dünyada.
Ey ütopya sen her dem yoldaşsın bana
Bir yanım hep mülteci bu rüyada
Bir yanım alev ateş bağıra çağıra yanmakta senin avuçlarında

25 Şubat 2010  -- Direnç Köse

                                                             
   



PORTRELER

Biriktiriyoruz birer birer acıları, ayrılıkları düzenlice.
Körelmiş bıçağın direnci bileniyor tenimizde.
Portrelerin göz ucuyla çizildiği,
Serüvenci bir ressamdım önceleri.
Ve bıçağın gölgesinde seğiren bir et, bir bedendi,
Görüntüsünü resmettiklerim.
Rüzgara kapılmış savrulan yaprakların çokluğunda,
Göğün loşluğu bulaştı bütün görüntülere.
Ve sonra çoğaldı kızıllaşan bedenlerin sabrı yeniden.
Renklerin hayalleri fırça darbeleriyle bütünleşiyor,
Betimlenmeyi bekliyor bütün gerçekler.
Suların asi çağıldayışından süzülerek,
Arşınlıyoruz toprağı.
Günlerin uğultusu tüketiyor düşlerimizi,
Portrelerimde bir dizi insan yüzü
Ve her bakışın ardı koca bir dağ sanki.
Gümüşi çaresizliklerin limanıdır bedenleri,
Şimdi cılız, sefil, haylazda olsa resmettiklerim
Mutluluğun umududur gözlerinizde gördüklerim.
Yükselen ayın griliği suyun aynasına düşüyor,
Su duru, hava puslu.
Ve ben bir ormana sırtımı dayamış düşlüyorum
Resmettiğim cüceleri.


21 ekim 2009


  Direnc Köse   --- KARBEYAZI DÜŞLER

UR URGAN VE SUR

Amansız dertlerle başbaşayız, ur yayılıyor beynimize usulca
Duyumsayışlardan uzak derin bir uykudayız oysa,
Cellât başımızda, yağlı urgan boynumuzda
Nazlı bir çığlık dilimizin ucunda.
Düşünce boşluğa bedenimiz, kopacaktır kellemiz
Mezar taşlarımızın üzerinden orak sallayarak geçeceksiniz
Ve kaç bin yıl sonra köleler surlara taş taşıyacak
Bu duvarlar bu surlar o, kölelere mezar olacak.
Ur, urgan ve sur sürecekler kavimleri çorak bozkırlara
Önce ur çürüyecek
Sağılırken zehri bedenimizden yavaşça
Sonra urganları koparacak köleler
Kırbaçların gölgelerinden sıyrılarak
Surlar da yıkılacak işkencehanelerin çığlıklarına kapılıp
Çoğalırken içimizde sessiz ürperişler
Ur çürüyecek Urgan son kez kesilecek
Ve surlar yerle bir edilecek.


18 Haziran 2009


                    Direnc Köse -- KAR  BEYAZI DÜŞLER


AKREP İLE YELKOVAN

Bir yol ayrımındayım
Ayracım kitaplar ülkesinin yorgun serserisi.
Akrep ile yelkovan arasına sıkışan
Bu anlamsızlıkta neyin nesi…!
Çiçeklere su vermeyeli çok oldu solacaklar besbelli
Benliğim görüntüsünden korkmuş bir maymun sanki.
Çiçeklerse saksıda sonlanan yaşamların habercisi
Gecenin üryan şehvetinde büyüyen kadınsı çekiciliğin
Bir adı aşk
Ötesi kasıklarımızda dolanan tatlı telaş.
Ayracım dervişlik makamına özenmiş
Bedenimden sızıp bir ağacın dalına tünemiş.
Yolun ayrımında kendinden korkan bir orman
İçinde ki ormandan kaçan yolsuz duraksız bir insan,
İkisi de korkusundan gebermiş.
Ayracım ateş ve kül çağındadır şimdi
Saksıda ki çiçek çoktan soldu
Benliğimiz maymunsu bedenlere esir olmuş.
Ve ben her yol ayrımında
Yitik aşkların ayrılıklarına ağlıyorum.
Akrep ile yelkovanın tik takları arasında
Bilinmezliğime yol
Ayracıma yeni bir kitap arıyorum.

                                                     30 Haziran 2010